Sonra, neleri hakkettiğimi... Öyle bir sistem ki yaşam, ne hakkettiğini ne hakketmediğini bile bilemiyorsun. Sistemi yargılamaya hakkın var mı onu bile...
Eğer bu dünya faniyse ne koyarsan onu almalısın diyorum. Çünkü günün bittiğinde ne borçlu olmalı insan, ne alacaklı.
Çalışıyorsam kazanmalıyım, yoruluyorsam dinlenebilmeliyim, dinliyorsam ben de bir şeyler söyleyebilmeliyim.
Ve sevmek... Seviyorsam sevilmeliyim... Fakat hiç böyle kolay olmaz. Kimse senin sevgini sevmez. Kimse senin seviyor olmana değer vermez.
Bir de öte yandan bakınca sevmiyorsa sevmemeliyim. Bu da olmuyor. Seviyorsun. Sevmeye devam ediyorsun.
İşin acı tarafı sevildiğini sanarak başlamış oluyorsun çoğu zaman sevmeye. Sevilmediğini sen farketsen de kalbe farketmiyor artık, nafile.
Hayat bulmaca, insanlarsa içinde birer bilinmeyen kelime, her birinin bin türlü ipucu var, bulması zor, yan yana gelecek iki kelimeyi. Çünkü bu bulmaca çengelli; herkes bir tarafından bir başkasına asılı.
Senin sevdiğin seni sevmez, seni seveni sen sevemezsin. Bulmacayı çözmek hayatı çözmek değil elbette, velevki her bulmaca başka bir bulmacanın ipucu ve yahut davetçisi. Kendi bulmacanın çözerek bitiremezsin hayatı, hayatına aldıklarının ve hayatına girdiklerinin bulmacalarına da yardımın gerekli.
Ve sen bulmacamın yırtılan küpürüsün şimdi!
Küprümü yırtıp giden de sensin işin en çetrefillisi.
Seni yeniden bulsam bulmaca tamamlanır mı bilmem lakin hayatta hiçbir şeyi yarım bırakmayı sevmem.
Getir küprünü, küprüm olsun. Seni ben çözeyim, sen zahmet etme ben sende kendiliğimden çözüleyim...
0 şey:
Yorum Gönder